İBRAHİM TENEKECİ ŞİİRİ VE ŞİİRLE TEMSİL ETTİKLERİNİN HÂLİ

·        T.S. Eliot, Dante üzerine yazdığı metnin nihayetinde şöyle bir şey söyler: “Mevzuun alabildiğine genişliği, kişiye değerli bir şey söyleyebilme olanağı verir; daha çelimsiz adamlar üzerine bir şeyler yazmak ise ancak kılı kırk yaran, özel bir çalışmayla –haklı- olarak gösterilebilir.”

·        Bu yazıda kılı kırk yaramayacağımızı söyleyerek haklı bulunmama ihtimâlimizi başta kabul ediyoruz. Zira aşikârdır ki mevzuun alabildiğine darlığı, yani Eliot’ın demesiyle ‘çelimsizliği’ ile karşı karşıyayız. Söyleyeceklerimiz böyle bir hâl karşısında ne kadar kıymetli olabilir?

·        Biz yine de gayret sarf ederek çelimsizliği ortadan kaldırmadan sözlerimizin değerli olması adına gayret sarf edeceğiz.

·        Mantığın kırılganlığından nasibini almış yahut kendi şahsiyetinin derinliğinden ürkmüş herkes bir vakit sonra anlar ki: alegori mantığın, derinlik kavrayışın altında ezilir.

·        Tenekeci şiirinde alegori, göze şaşaalı görünür. Zayıf hissiyatlı okur bu şaşaa karşısında bilincini tutamaz ve zâfiyetinden habersiz öylece kalakalır. Simgeye dayalı sözlerle, teşbihlerle bir şeylere işaret eder Tenekeci şiiri fakat gerçeğin acısını tadmış kârinin mantığı karşısında, Tenekeci’nin kurduğu kumdan mısralar, dalgalar altında kalırcasına dağılır. Bu yıkıntının içerisinde bir derinlik barınabilir mi? Elbette. Fakat kârinin kavrayış eşiğinde şiir biter bitmez bir hareket zuhur eder. Ve topyekûn bir yaklaşım nihayetinde, derinlik seyrelmeye, bulanıklaşmaya ve bir ufuk çizgisi misalî kaybolmaya başlar.

·        Bu sebepledir ki ayrıca, düş yaşantısı ile düşünce yaşantısı da Tenekeci şiirinde birbirine karışmıştır. Şiirlerin bitimlerinden tüten tamamlanmamışlık hissi, Tenekeci şiirini bir ağ gibi örtmektedir. Eserlere kemmiyet planında baktığımızda ise; bahsettiğimiz bu ağın henüz yırtılamamış olması, işin işten çoktan geçtiğini iddia edercesine kulaklarımıza fısıldıyor. Tenekeci’nin her eseri bir öncekinden daha zor durumda ne diyeceğini bilmez bir hâle bürünüyor. “Ne diyeceğim daha fazla? Daha fazla nasıl incineceğim? Nasıl diyeceğim de bu hayatın içinde naif kalmış gibi görüneceğim?” Bu sözleri Tenekeci’nin mısraları çığırıyor.

·        Tenekeci’nin teknesi, basit hislerin, ezberlenmiş sözlerin ve en önemlisi de kırık dökük imgelerin yakalanıp biriktiği bir yer. Artık olması gerektiği yerde olmayan, kırılıp döküldüğü için de rahatlıkla herkesin ellerine alıp kavrayabilecekleri, istedikleri vakit istedikleri yerde kullanabilecekleri imgeler, Tenekeci’nin şiirinde birbirlerine tutkalla tutturulmuş gibidirler.

·        Şehir hayatına dair veyahut hissî manzaralardan kasvetli portreler oluşturmak. Ne kaçabilmek ne tamamen yakalanmak… Gayretini körükleyen doğanın cazibesinin nihayeti mi yoksa zihnine birikmiş hayatî simgeler mi Tenekeci’nin takılı kaldığı şeyler? Twitter’da bir derviş? Açık açık reklam değil mi? Neden kaçınıyor göz göre göre insanlar? Neyi ifade etmeye çabalayıp, ifade etmekte zorlandıkları durum içinde çırpınıp duruyorlar?

·        Tenekeci ‘Sözü yormaz’ değil! ‘Sözü yoramaz’. Şiirin en baş mevzularından biridir ‘sözün işlenmesi’. Fakat gözlem zayıf, yaşantı cılız olunca, ‘tek plan bir açı’ oturur yalnızca gözlerimize. Ardından bir saman alevi… Işıltı kalmaz. Fakat Tenekeci şiirini estetik sınırlarından rahatlıkla buyur eden okurlarda da kolaylıkla görülebileceği gibi, insan çoğu vakit, belleğini kutsallaştırmakla yaşamaya alıştırır kendisini. Akılda kalmışlık, yavanlık. Yapacak pek bir şey yok…

·        Wordsworth, Lirik Baladlar’ın önsözünde “Alçakgönüllüğe dayanan bir taht inşaa etmeli şair” der. Bizim gözlerimizin önündeki bir sandalye olsa da, Wordsworthian şairler ailesinin bir üyesi olarak kabul edebiliriz İbrahim Tenekeci’yi. Sandalyesinin üzerinde elbette.

·        Tenekeci’nin şiiri, telkin etmek yerine bir tebliğ sistematiğine dönüşmüştür çoğu yerde. Bu elbette İslamcılık kavramının şiirle bağdaştırılması çabaları neticesinde gerçekleşmiştir. (Bu hastalığın bir benzeri de sol tandanstan şairlerde görülür.) Yalnızca Tenekeci’nin şiirinde değil, Tenekeci’nin başında bulunduğu dergi yahut toplulukların içerisinden baş çıkaran, şiir uğraşısındaki insanların yazdıkları metinlerde de, İslamcılık denilen Batı sualleriyle bulamaç hâline gelmiş köksüz düşünce biçimi, yoğun bir şekilde reklam edilmektedir.

·        İslamcılığın (ve elbette Siyasî İslam’ın) şiire eklemlediği en önemli problem, eleştirememektir. Kalburüstü olmasına rağmen kutsî bir zemindeymişçesine devam ettirilen abi-abla-kardeş ilişkilerinin mantarlaşmış bağlantı noktaları, içine dâhil olan kim varsa, onu sarıp sarmalamakta ve orada uyuşturmaktadır. Sersemlemiş gözler, ağızlar, kulaklar ve sair artık kendi bütünlüklerini fark edememekte, deli hayâli bir anlayış ile şuursuz bir yaşantı sürüp gitmektedir. İbrahim Tenekeci şiiri, bu bahsi geçen durumun belirgin noktalarından biridir. Tenekeci’nin şiiri kemikten bir yüze deri niyetiyle giydirilse, samimi şahsiyetlere hâiz, bazan sevecenlik ve bazan da şiddet hususiyetlerinden hiçbir iz belli etmez ve Mona Lisa güleçliğinde bir hissizlik maskı altında mizacının gizli saklı noktalarından tek işaret göstermez.

·        Su çekilecek. Badireler diz boyuymuş, görülecek. Ve ortaya çıkacak olan, yürümeye çıkılan yolların yürünmek için olmadığını gösterecek.

·        Son olarak şunları da dillendirelim…
Tenekeci’nin “uyuruz ve uykudur tanrının en hayırlı evladı” mısraının küfre silah çekmek değil, küfre silah vermek ve âciz idrakleri sulandırmakta bir örnek olarak gösterilebileceği aşikâr.

“eline sağlık Tanrım leyla çok güzel olmuş
Tanrım eline sağlık dünya da çok güzel olmuş” mısralarının ise aynı şekilde âciz idrakleri mıncıklıyor oluşunun aşikârlığını belirterek İbrahim Tenekeci’ye şunu sormak isteriz:

‘Şerrin azı da çoktur’ yazınızda her zaman ki gibi çok şairane(!) bir üslup ile ‘sakıncalarını bilseniz dahî, kendinizi, söylemek zorunda hissettiğiniz’ sözlerde ‘birinci ortak nokta’ olarak tanımladığınız şey (dolaylı yoldan belki de) tanrınızın beğenmediğiniz elleri mi?

[Şahsî olarak mukaddes bulduğumuz, İslâm gibi bir kelimenin, paçavra ek yahut kelimelerle yan yana kullanılmasının içimizi ne derece yaktığını ayrıca eklemiş olalım.]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s