İTİBAR DERGİSİNİN KAPANMASI HASEBİYLE

İtibar Dergisi’nin kapanacak olduğunu bayağı bir vakit evvel haber aldığımda, şükretmiştim. Bu şükrümü küçük bir not olarak ekleyerek başlıyorum.

Ömür, biz istediğimiz kadar direnmeye çalışıp, karşı koyma çabaları içerisinde bulunmamıza rağmen, anlayabilme mikyasımızın hızı içerisinde bizi yoğurarak ve en çok da eriterek/yıkarak akıyor. Ve elbette bu eriyiş/akış çoğu zaman bir temizliği de getiriyor ardından. Hakikatin üzerine biriken yahut başka eller vesilesiyle serpilen bütün örtüler kayboluyor bir vakit sonra. Kendilerini hakikat yanlısı, savunucusu gibi gösteren heykelcikler çürüyor ve kırılıp düşüyorlar.

Bir de kendi varlık telakkileri içerisinde kaybolup gidenler var. İtibar Dergisi yukarıdaki paragrafta zikrettiklerimden kısım kısım paylar edinmesine rağmen, en açık şekilde, bu paragrafın ilk cümlesinde işaret ettiğim kalabalığın adamlarından idi.

Sekiz yıl süren bir uğraş. Dergiyi çıkarmaya başlarlar iken –sorumluluk ve zorunluluk- demişler. Ve bugün artık zorunluluktan bahsedemiyorlarmış. Mesuliyetlerinin ise devam ettiğini söylüyorlar. Bahsedemedikleri o şey umarım edebiyatın her alanında geçerlidir kendileri için. Mesuliyetlerini ise Müslüman düşünce hayatının arka bahçesinde sergilemelerini ümid ediyorum. Fakat bilmek gerekir ki; zanaatkâr isen sanatkâr olmak uğraşı boşuna. İtibar Dergisi zanaatkârların at koşturduğu bir yerdi. Ve atlar yemsiz bırakıldı. Tabii yem sahiplerine kızamazsınız. Hem atları düşünmek de yasak!

Edebiyatta güvenli bir alan oluşturmak istemiş İtibar Dergisi. Nasıl bir güvenli alan? Birbirimizi eleştirmeyeceğimiz, birbirimize bulaşmayacağımız, kendi hatalarımızı görmeyeceğimiz, taraftarlıksa taraftar olacağız dedikleri bir alan mı? Geçelim efendiler genç arkadaşları, usta kalemleri filan. İster usta olsun, ister genç, isterse medfun; sizin, efendiler, evet sizin hakkınızda yazılan, söylenilen tek negatif eleştiri, onların boyunlarına kılıçlarınızı indirmeniz için yeterliydi/yeterli. İtibar Dergisi; belediyelerin kültür salonlarında, edebiyatın toy veya biraz görmüş geçirmiş, kendilerine yer kapmak isteyen, artık şu işin içine biz de girelim diyen, benim de bir eserim var onun reklamını yaparım diye iç geçiren, o koltuk boşalınca birileri doldurmalı, neden biz olmayalım diye suallerle yaşayan veyahut gerçekten sanat, tefekkür alanında çabalayan ve reklamı yapılmış, dolayısı ile o reklamı yapılanları bir bilgi birikimi olarak gören fakat henüz arka tarafa dair bilgisi olmayan tiplerine, çoğu zaman zeminsiz ve fikirsiz ilgilerle, bazan da gerçekten yardım eli uzatarak abilik/ablalık taslayarak, ‘bize eserlerini gönder’ demek suretiyle çevre toplayan, böylece kendi koltuğunu sabitleyen, edebiyatta biad kültünün en sadık takipçileri ve dar havsalalı biad etme sevdalıları ile doluydu. “Camiamızda ortak kabul görmüş elli isim varsa, belki kırk tanesi dergimizde yer almıştır” diyorlar. Yer almayanlar belki de güvenli alanınızı pek güvenli bulmamışlardır, olabilir mi? Evet, yeni bir kuşak çıktı İtibar Dergisi sayesinde ortaya. Gel de tanımla bu kuşağı!

“Kurumsal destek yahut kuvvetli reklam…” İtibar Dergisi’nin zikrettiği şu sözler, edebiyat dünyasının ‘mutfak’ dedikleri kısımlarından olmayanlar için gerçekçi/inandırıcı açıklamaları sunmak adına yararlı olabilir. Fakat mutfağı biraz dahî olsa fare deliğinden görmüş olanlar için açık bir saçmalık gün yüzüne çıkacaktır. Bir dergi 200 satıyor ve buna rağmen 1000-2000 basıyor ise neyi nasıl konuşmalıyız? Bir derginin önemi bastığı adet ile ölçülemez. Üzerine sarf edilen sözler ile ölçülür. Ve elbette edilmesi gereken fakat edilemeyen sözler ile. Bir dergi, abonelik sistemi ile çalışıyor ve buna rağmen hangi nedenle oluşturduğu güvenli alanın içerisinde ‘bu çapta’ diye sunulmasına rağmen, sırf –sorumluluk ve zorunluluk- aşkı ile ‘şu çap’ diyeceğimiz daha küçük bir alana geçemiyor? İki ayda bir de olsa İtibar Dergisi’nin çıkmasını isteyen okurlar var! Neden bu ayrılığı yaşatıyorsunuz sizi sevenlere? Derginin yayın kurulunda 20ye yakın isim var. Dergiyi çıkaramıyoruz, maddi bir müşkül içerisindeyiz, o zaman bir el atalım, diyen yok mu 20 kişi içinde? –İtibar Ortaklığı- yanlış mı anlaşıldı yoksa? Nereden çıktı bu ekonomik meseleler denilebilir… Şöyle ki; ekonomik bahis bir derginin kapanmasının ardından sunulan en basit gerekçelerden biridir memleketimizde. Ya asıl bahis ne?

Fikrî zayıflık.

İtibar Dergisi 97. sayısı itibari ile artık tekrarın da tekrarına düşmüş durumdadır. Elinde olan ve sırtının dayandığı bütün söylem biçimlerinin ve mevzularının içi boşaldı. Şimdi başka eklemlemeleriyle ‘kaybolan değerleri’ yerine oturtma numarası içine giriyor derginin bazı ekip arkadaşları diğer bazı dergilerde. Tabii İtibar Dergisi ‘Aylık El Bombası’ ‘Aylık Uçan Kuşlar’ ‘Aylık Deveran Eden Gövel Ördekler’ olacak hâlde değil… Kendi açmaya çalıştıkları başka güvenli alanlar için bazı alanlardan feragat edilmeli…

İtibar Dergisi’nin internet sitesinde –Hakkımızda- bölümünde yazılan şeylerin ilk cümlesi:

                “İbrahim Tenekeci yönetiminde 1 Ekim 2011 tarihinde yayın hayatına başlayan İtibar dergisinin en önemli düsturu, kişisel ilişkilerle değil, ürünlerinin niteliğiyle hak edilmiş bir itibarı ortak payda olarak kabul etmektir.”

Korkunç! Misal bir yazarın yahut şairin her yazdığı güzel midir? Elbette değil! Bu durumda Bay İbrahim Tenekeci isme göre değil, eserin kıymetine göre yönettiği dergiyi şekillendirmeli, değil mi? Öyle. Peki, öyle mi? Yahut daha doğru şekilde soralım: Öyle mi idi? Burada olumsuzluk oluşturan şey aslında bu sualin cevabı değil… Problem böyle bir iddia ile işe başlamış olmak! Bu iddia gereksiz! Tutarsız! İbrahim Tenekeci Bey ile Fetava-i Hindiyye’i beraber okumamız gerek sanırım.

*

İtibar Dergisi artık ölü. Kırklar Dergisi’nin sayılarını bugün kim açıp okuyor? Ortaya nasıl bir edebî mesele koyabildiler? İtibar Dergisi’de Kırklar Dergisi’nden farksız olmayacak. Bu dergiler “işte biz bunları yaptık” demekten başka bir yerde durmuyorlar. Ve bu yolculuk bir bayrak yarışı filan değil. Ortada taleb eden de yok! Bugün yalnızca İtibar Dergisi’nin kapanması ile ilgili paylaşılan tivitlere yazılan yorumlara bakıldığında, mevzuun, kaybedilenin ne olduğunun anlaşılamamış olması dikkat çekiyor. Kaybettiğimiz nedir? İtibar Dergisi kapandığı için edebiyat dünyamızda bir boşluk oluşacak mı? Edebiyatseverler ne yapacak İtibar Dergisi olmadan? Müslüman düşünce dünyası –böyle bir dünya var ise- İtibar Dergisi olmadan nasıl bir şekilde yol alacak?

*

Ortada önemli birkaç sual ve bir cesedin yere tebeşirle çizilmiş şekli var. Fakat ortada ne katil var ne de kaatil!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s