Virginia Woolf – Londra Manzaraları ve Başka Yazılar

Aşağıdaki metin 2015 senesinin Kasım ayında Hece Yayınları’ndan yayımlanan Virginia Woolf’e ait Londra Manzaraları ve Başka Yazılar isimli eser için yazdığım yazıdır.

Önsöz Yerine – Tugay Kaban

Bölüm I

Mevsimlerden kış… Londra… Kensington Parkı’na yakın, 22 numaralı büyük bir evin bulunduğu sokakta, sabahın erken vakitlerinden beri deliler gibi bir yukarı bir aşağı dolaşıp duran rüzgâr; o sırada 22 numaraya doğru heyecanla, elindeki samandan bir parşömenin içine sarılı ve soğuktan titrediği aşikâr çiçekleri sağ eliyle sımsıkı kavramış, sol eli redingotunun cebinde, gözlerini kaldırımdan kaldırmadan yürüyen orta yaşlı bir adamın yüzündeki sakalları, tıpkı bir bıçak gibi sıyırıp, sokağın belirsiz, sivri çatılarla çevrelenmiş tavanından göğün karartısına karıştı. Adam evin kapısına gelip kapıyı açtı ve hemen yukarı doğru yollandı. Evin içinde bir telaş olduğu belliydi ve adam bu telaşın olması gerektiği gibi yaşandığını biliyor gibiydi. Büyük odadan, bir kadının inlemeleri, odanın kapısını aşıp bütün evin dört bir köşesine yayılıyordu. Adam elindeki çiçekleri salonun en dipte kalan küçük odasına bıraktı. Gözleri odanın duvarındaki küçük, paslı çiviye asılı takvimin, açık duran yaprağına takıldı bir an. Takvim yaprağı, Avrupa’daki tüm takvim yaprakları gibi, o an, 25 Ocak 1882 gününü gösteriyordu.

Ve işte, Adeline Virginia Stephen, babası Leslie Stephen’ın kolları arasında. Bu adam Viktorya Dönemi İngiliz sanatı aristokrasisinin bir parçası, Ulusal Biyografi Sözlüğü’nün ilk editörü, yani tam bir entelektüel. Yatağında terlemiş ve yorgun bir hâlde, kucağında samandan bir parşömene sarılı ve evin sıcaklığı ile kendilerini biraz toparlamış gibi görünen çiçeklere sarılarak, onları izleyen kadın ise, anne Julia. Virginia henüz daha yeni doğmuş olmasına ve yüzündeki kemiklerin, rengin yerine oturması için daha bir hayli vakit geçmesi gerekmesine rağmen ne kadar da çok annesine benziyor. Evde Virginia’dan hariç o sırada altı çocuk daha yaşamakta ve bir dizi hizmetçi de cabası. O an ev ahalisi tamamen bu tablonun bir parçası olarak yatak odasına doluşmuş hep birlikte gülümsemekte…

*

Leslie ve Julia Stephen çiftinin bu çocuk sevinci elbette ilk değildi. Aslında ikisi de, birlikte olmadan evvel başkaları ile bir kere evlenmişlerdi. Leslie, ünlü romancı Thackery’in entelektüel bir geçmişe sahip kızı Laura, Julia ise Herbert Duckworth adında bir avukatla hayatını birleştirmişti. Ve Julia ile Herbert’ın bu evlilikten üç çocukları dünyaya gelmişti. Leslie ile Julia’nın ise dört çocuğu oldu. Sırasıyla; Vanessa, Thoby, Virginia ve Adrian.

*

1895 yılının bir sabahı, Virginia henüz 13 yaşında iken, Julia Stephen beklenmedik bir şekilde vefat etti. Bu ölüm, Virginia’nın hayatındaki ilk büyük kırılmaydı. Annesinin vefatı üzerine Virginia’nın üvey kardeşlerinden Stella, hem destek olmak hem de diğerlerinden daha fazla sempati kazanmak adına Leslie Stephen ile ilgilenmeye başlamış, bir yandan da evin tüm işlerini üstlenmişti. Fakat Stella, iki sene sonra Jack Hills adında biriyle evlendi. Ve bir balayı macerasından sonra yeniden Londra’ya dönünce, Stella’da, annesi gibi âni bir şekilde vefat etti. Neticede evin tüm işleri, Virginia’nın öz ve en büyük kardeşi, abla Vanessa’ya kalmıştı.

*

Virginia ise, neredeyse ilk adımlarını atmaya başladığından beridir, kendi iç dünyasına dair muhasebelerine dalmış bir hâlde yaşıyordu. Ailecek, henüz herkes sağ iken gerçekleştirilen uzun yaz tatillerinde misal, Virginia kendisine bir sürü kaynak olacak hayaller topluyor ve onları ileride kesinlikle kullanacağını biliyormuş gibi, şekilden şekle sokuyor ve aklının en nadide köşelerinde saklıyordu. Mesela Ives Cadde’sindeki ev, Talland veya Cornwall; Virginia’nın henüz yazarlığa adım atmadığı zamanlarda vakitlerini geçirdiği ve neredeyse ciddi denilecek ilk yazılarında, isimlerini sık sık andığı mekânların başında gelir. Deniz Feneri’ndeki hikâyenin, Ives Caddesi ile çok yakın bir bağı olduğu malûmdur. Bunların çerçevesinde Virginia, babası Leslie Stephen’ın kütüphanesine de sansürsüz bir şekilde ulaşabiliyordur. Okula hiç gitmemesi ve üstünkörü bir öğrenim görmesine rağmen, kendini bildi bileli yazar olmak aklında hep yer etmişti. Büyük abla Venessa ise, bu sırada kendisini ressam olarak eğitiyordu. İki erkek kardeşi de Cambridge’de öğrenim görmekteydi. Erkek kardeşlerinden Thoby bu öğrenimi sırasında; ileride Virginia’nın kocası olacak Leonard Woolf’ün de yanı sıra, Clive Bell, Saxon Sydney-Turner ve Maynard Keynes ile bir dostluk kurdu. Bu dostluk, Virginia’nın kendini geliştirmesi (belki de kendini bulması) açısından büyük öneme sahipti ve tabii Virginia’ya has özellikler de, Bloomsbury topluluğunun çekirdeğinin çatlayıp saçılmasına vesile olmuştu. Bir kadın olarak, bu topluluğun kendilerini entelektüel çevreye duyurmasında; -kurnazca bir şakayla beraber-, Virginia’nın rolü de büyük bir önem arz edecekti. Peki, bu şaka nasıl bir şeydi? Şöyle. Tarih 15 Şubat 1920. Virginia o vakit yirmi sekiz yaşında. Kardeşi Adrian ve Cambridge’den birkaç arkadaşıyla beraber, Virginia’nın önerisi neticesinde karara varırlar, sonra uzun uğraşlarla hazırlanırlar ve Habeş İmparatoru ile maiyeti kılığına girerek, İngiltere’nin o zaman ki en büyük savaş gemisi ‘Dreadnought’ta resmi bir törenle ağırlanırlar. Şubat’ın 16’sında, zamanının baskı sayısı yüksek gazetelerinden biri olan Daily Mirror’ın manşetinde, Habeş prensi kılığında Virginia vardır.

(en solda Virginia Woolf)

*

Ve bir kırılma daha… Leslie Stephen, 1904 senesinde hayatını kaybeder. Virginia’nın hayatı boyunca yaşadığı, neredeyse sıklıkla denebilecek duygusal hezeyanların ikinci büyük vakâsı olarak görünebilecek bu vefat, hayatın süregelecek devamlılığı konusunda, belki de Virginia’yı ilk defa bir sekteye uğrattı denebilir. Artık bazı ciddi sıkıntılar yaşamaya başlamıştır. VII. Edward’ın, penceresinin önüne gelerek kendisine müstehcen şeyler söylediğini zannederek, kendisini pencereden atıp ilk intihar girişiminde bulunuşu bu zamana denk gelmektedir. Leslie’nin ölümünün ardından evin artık en büyüğü olan Vanessa, kısa zaman sonra dört kardeşini de alıp, 22 numaradaki evden ayrılarak, 46 Gordon Meydanı’ndaki Bloomsbury’e yerleşir. 1904’ün sonlarına doğru Virginia, bir süre önce başladığı fakat devam etmediği yazı hayatına, yeniden döner. Bu yeniden dönüşü ve bundan evvel, biyografi yazarlarının, yalnızca Virginia’nın kendi yazdıklarından edinecekleri bilgiler neticesinde çıkarım yapacakları olayları, elinizdeki eserde, ‘Kadınlara Elverişli Meslekler’ isimli yazıda, Virginia’nın dilinden okuyabileceksiniz. Sene 1905 olduğunda ise, Virginia, The Times Literary Supplement’da yazmaya başlar ve uzun yıllar bu gazetede çalışmaya devam eder. 1906’da Yunanistan’a bir seyahat gerçekleştirirler. 

(en solda Leonard Woolf, soldan ikinci Virginia Woolf)

Aynı yıl, Thoby tifodan ölür. Sonraki sene ise, Vanessa, Clive Bell ile evlenir. Thoby’nin ölmeden evvel gerçekleştirdikleri ve topluluğa başkanlık ettiği ‘Perşembe Gecesi Toplantıları’nı, Vanessa ve Virginia bir gelenek hâlinde devam ettirmeye başlarlar. Virginia 1911 senesinde, Brunswick Meydanı’nda ki 38 numaraya taşınır. Leonard Woolf ise, 1904’de katıldığı İngiliz Yönetimindeki Sri Lanka Kamu Hizmeti’nden, 1911 senesinde, izinli olarak geri dönüş yaptıktan kısa bir vakit sonra, Virginia’ya evlenme teklifi eder ve Virginia, bu teklifi, kalbinin ve zihninin arasındaki sert geçişler/gidiş gelişler neticesinden dolayı yıpranmış da olsa kabul eder. Tarih 10 Ağustos 1912. Pancras Evlendirme Dairesi; salonunda bu zamana kadar yapılan merasimlerin, en sadesi ve belki de heyecanı belirlenemeyecek kadar az olan bir evlilik töreni ile karşı karşıyadır. Masanın üzerindeki büyükçe defterin önünde oturan, ikisi de zayıf ve narin yapılı, ikisi de gazetecilik ve yazarlıkla para kazanmaya karar vermiş, ikisi de, o zamanki normal bir birlikteliğin kabul edilemeyecek maddelerini oluşturan ve bu ‘ayrıcalıkları’ kabul eden, (topluma nazaran garip), ikisi de içine kapanık; Leonard ve Virginia çifti hayatlarını birleştirirler. Virginia Woolf’ün kendi sözüne binaen denebilir ki: “bu ikisi kadar mutlu bir çift tanımak zordur.”

*

Woolf, Dışa Yolculuk isimli ilk romanını 1908’de yazmaya başlamıştır. Fakat eseri ancak 1913 senesinde bitirebilmiştir. Evliliğinin ardından şiddetli bunalımlar baş göstermeye başlamış ve Woolf; hayatını, dalgalarda boğulmamak için kaçan denizköpükleri gibi, bu bunalımlı vakitlerini yenmeye uğraşarak geçirmeye çalışmaktadır. Dışa Yolculuk romanı, 1915 tarihinde, Duckworth & Co adlı bir yayınevi tarafından basılır. Daha sonra yazdığı ikinci eseri Gece ve Gündüz de aynı yayınevinden, 1919 yılında yayımlanır. 1917’de ise, Duvardaki İşaretler ve Kew Bahçeleri isimli, kendi hayat tecrübelerinden bolca yararlandığı iki hikâye yazar. Bu iki hikâyeyi, Woolf çifti kendi imkânları ile basmışlardır. 1922 senesinde ise, Hogarth Yayınları adıyla resmi bir yayımcı olurlar. Bundan sonra Woolf’ün eserleri, sahibi oldukları yayınevi tarafından basılmaya başlanır. Bu yayınevi ile zamanla iletişimlerinin genişlemesi ile tanıdıkları önemli edebî şahsiyetlerin eserlerini de yayımlamışlardır. Misal T.S. Eliot’ın ‘Şiirler‘ eseri ve Freud’un psikanalize dair tahlil risaleleri…

*

Virginia Woolf artık hiç durmadan yazmaya başlamıştır. Yazarken oturmayı sevmez ve ayakta yorulana kadar masasına yaslanarak doldurur kâğıtları. 1921’de Pazartesi ve Salı, 1922’de Jacob’ın Odası adlı eserleri yayımlanır. Üç senelik bir aranın ardından, James Joyse’un Ulysses adlı eseri ile kıyaslanan ve Woolf’ün bu kıyası kesinlikle kabul etmediği Bayan Dolloway romanı (Virginia Woolf’ün doğum ve ölüm seneleri, James Joyse’un doğum ve ölüm tarihi ile aynıdır), 1927’de Deniz Feneri, 1931’de Dalgalar, 1937’de de Yıllar adlı eserleri yayımlanır. Bu son üç eseri, Virginia’nın, Modern Akım yazarları arasında en büyüklerinden olmasına olanak sağlar. Virginia’nın genişleyen entelektüel çevresi neticesinde tanıştığı, Vita Sacville-West ile olan münasebetleri, 1928’de, içerisinde İstanbul’un da anlatıldığı Orlando adlı romanını yazmasına sebebiyet verir. Cambridge’deki arkadaşları vesilesiyle yaptığı konuşmaları, kadın yazarların yazılarına/romanlarına dair sürecin tarihsel, ekonomik, sosyal desteklerine, alt yapısına dair tartışmaları, 1929’da da Kendine Ait Bir Oda‘nın oluşmasında rol oynar. Virginia Woolf son eseri Perde Arası‘nı ise, intihar ettiği 1941 senesinde yazmıştır. Ölümünden sonra yayımlanan eser; II. Dünya Savaşı başlamadan evvel, İngiltere’nin küçük bir kasabasında yapılan bir festival süresince, sahnelenen bir tiyatro oyununun etrafında şekillenir. Eser tamamlandığında savaş hâlen devam etmektedir. Woolf içinden çıkılamayacak bir depresyona girmiştir o sıralar. Hatta kocası Leonard, Nazilerin eline geçme tehlikesi altında kalırlarsa, kapılarını kilitleyip beraber intihar etmeye karar verdiklerini anlatır kendi yazımlarında.

Woolf, eserlerinde savaş zamanı insanların günlük hayatlarını, kadınlar ve erkekler arasındaki tutarsız ilişkileri, kadınların eğitimlerini, kadın yazarların tarihteki yerleri ve gelişimlerini, oluşturduğu karakterler üzerinde, bilinçlerinin en derin yerlerinden anlatmıştır. Tabii sadece romanları ile değil. Yaptığı konuşmalar veyahut makale/deneme türündeki yazıları ile de bu konuların sık sık üzerinde durmuştur. Özellikle Orlando romanı, diğer romanlarından ayrı bir yerde tutulmaktadır. Zira bu roman ile kadınlar arası ilişkilerin cinsellik yönünden tahlilini yapmış ve bunun neticesinde, kadının bütün bunlarla toplumdaki sosyo-kültürel durumu üzerine yoğunlaşmıştır.

*

1941. 28 Mart. Virginia Woolf, masasının üzerinde bitirdiği romanını, saksıda çiçeğini, gaz lambasını, gözlüğünü, kalemlerini ve birisi kocasına diğeri kardeşine olmak üzere yazdığı iki mektubu bırakıp, kapıdan çıktı. O güne özel giydiği fazladan cepleri olan yelekleri ve bütün ceplerinde olabildiğince ağır taşlarla uzunca yürüdü. Ouse nehrinin kenarına kadar bu yürüyüş devam etti. Freshwater isimli yazdığı tek piyeste, karakterlerinin diliyle, üzerine basa basa dalga geçtiği o an geldi aklına. Unuttu sonra. Ayakkabılarını çıkardı. Toprağın soğukluğu. Suya bakıyordu durmadan. O gün, sanki diğer günlere nazaran debisi daha da artmış suya. Ayağının tam altından başlayarak, saçlarının uçlarına kadar bir serinlik, bir ürperti. Şairin bir dediği: Saçlarının ucundan üşümeye başlar kadın. Adımlarını hızlandırdı. Ayak bileklerine kadar serin suya girdi. Daha fazla düşünmeli miydi? Yanlıştı yaptığı. Fakat o günlere bir daha dönmemeliydi. Dönemezdi. Leonard… Burada olsa, beni kurtaracak bir o olurdu, diye geçirdi içinden. Yine… Şimdi. Dizlerine kadar serin suyun içinde. Ayaklarının altında ki taşların kaygan yüzeyleri yüzünden ve suyun hızından durmakta zorlanıyordu. Dizlerini kırdı biraz. Dengede durmak istedi. Hayır! Neden dengede durmak istiyorum? Ceplerindeki taşlar, sanki suyun derinliklerine karışmak istiyormuş gibi, suya doğru çekiliyorlardı. Suyun içinde kaybolmak istiyormuş gibi… Ağırlaşıyordu taşlar… Ellerini yakalarından indirip, parmak uçlarıyla suya dokunmaya başladı. Daha ne olabilirdi ki? Ne kadar da serin… Sanki suyun serinliğini parmak uçlarıyla yeni anlayabiliyordu. Dalgaların seslerini parmak uçlarından duyuyormuş gibiydi.

Ve ne duyduysa. O an. Bıraktı kendini!

Yirmi altı gün dalgalar evinde misafir ettiler onu. Tam yirmi altı gün.

Bölüm II

Spirit of delight.

Rarely, rarely comest thou spirit of delight.

1926. Yaz.

            Boğaziçi Üniversitesi’nin kütüphanesinde oturmuş, Marki de Sade’ın bir eserinin, Fransızca bir baskını inceliyordum. Kitabın kalın kırmızı kapağını açtım. Editörün düştüğü notları geçtikten sonra, Sade’ın sahibi olduğu cümleleri okumaya koyuldum. Bir şey dikkatimi çekti. Fransız olduğunu düşündüğüm, benden önce bu kitabı okumuş okuyucunun karaladığı notlar. İlk paragrafın tamamı bir parantezle işaretlenip yanına şu kelime yazılmıştı: érotisme. Fakat ilginç olan bu değildi! Bu işin neredeyse tüm paragraflara yapılmış olmasıydı…

            İşte bende, Virginia Woolf’ün neredeyse hangi yazısını okusam, paragraflarının kenarlarına ‘intihar’ diye yazasım gelir. Elbet yazdığı o kadar şeyi, bu tek kelimeye sığdırmak doğru olmaz. Fakat aklımda Virginia Woolf diye bir ‘şey’ belirdiğinde, o şeyin intihar ile yoğun bir bağlantısı olmamasını düşünemem. Sonra da bahçemdeki kuşların Yunanca şarkılar söylemeye başladığını duyarım. Kendi bedeninden tiksinen kadınlar gelir gözlerimin önüne. Bir denizkızının, kendi dünyasından izin aldığını veyahut o yaşamından feragat ettiğini, sonra da insanların arasına katılıp onlara kendi geldiği dünyayı anlattığını tahayyül ederim. Dalgaların dünyasını, suyun hayatını. Ama velhasıl bizden sıkıldığını, belki bizden korktuğunu anlarım sonra. Fakat geri dönemeyeceğini bildiğini de bilirim. Fakat o dönmek ister. Kabul edilmeyeceğini bilir. Ve ölür…

*

Elinizdeki eser, Virginia Woolf’ün yazılarının, bir seçkisi olarak kabul edilebilir. Londra Yazıları altı ayrı konuyu fakat aynı temayı (Londra’yı) işleyen metinler. Bu altı yazın, ilk kez 1931 yılında Good Housekeeping adlı bir dergide yayımlanmış. Bu metinlerin çevirilerini adını andığımız bu dergiden yaptık.

Kadın Romancılar yazısını, 1979 yılında hazırlanan bir koleksiyondan,

Kadınlara Elverişli Meslekler yazısını, Gece Kelebeğinin Ölümü ve Diğer Yazılar adlı eserinin, 1941 tarihli ilk baskısından,

Kurgusal Yazında Kadın Yazarlara Dair Notlar yazısını, bu yazının ilk kez yayımlandığı tarih olan 25 Ocak 1905’teki The Guardian adlı gazeteden,

Aphra Behn adlı yazısını, ölümünden sonra 1979 yılında hazırlanan bir koleksiyondan,

Deneme Yazarlığının On Yılı adlı yazısını da, 1979 yılında hazırlanan bir koleksiyondan çevirdik. Bu kaynaklar dışında, ölümünden sonra yayımlanan, eserlerinin toplu basımlarına ait nüshaların, bu metinlere dair bağlamlarından da yararlandık.

17 Mart 15 – Beşiktaş YTÜ Kampüsü

5 Kasım 15 – Safranbolu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s